İliç heyelandan önce de öldürmüş: Bir işçi kansere, biri pnömokonyoza yakalandı
İliç’teki maden faciasının ardından bakanlık ve şirket ‘kirlilik yok’ açıklaması yapsa da 10Haber'e konuşan uzmanlar endişeli: Çevre ve insan sağlığı siyanür ve ağır metallerin tehdidi altında.
Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde önceki gün meydana gelen siyanürlü toprak kaymasında dokuz işçi toprak altında kaldı. Facianın üçüncü gününde toprak altında kalanları kurtarma çalışmaları sürüyor. Öte yandan kayan toprak yığınının siyanür ve ağır metal içerdiği için bölgesel bir çevre felaketinin tetiklenebileceği uyarıları yapılıyor. Konuyu uzmanlara sorduk: Bölgeyi bekleyen olası çevre sorunları ve sağlık riskleri neler?
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Ahmet Dursun Kahraman, Anagold Madencilik Şirketi ve bakanlığın “Kirlilik yok” açıklamasının gerçeği yansıtmadığını ve madenin derhal kapatılması gerektiğini söylüyor. İşte Kahraman’ın açıklamaları:

Ahmet Dursun Kahraman
-Bölgeden aldığınız son bilgiler nedir?
-Açıkçası gelen bilgilerin ne kadar şeffaf olduğuna dair endişelerimiz var. Bu facia göz göre göre geldi. Facia diyoruz, çünkü yaşanan heyelan değil, endüstriyel bir faaliyetin sonucunda oluşan atık yığınının kayması.
Bundan iki yıl önce maden sahasına sekiz kilo siyanür sızıntısı olduğunda da şunu söylemiştik: “Görünen sızıntı oranı bu. Sızıntı miktarı bir kilo da olsa fark etmez, orada bir risk var. Çünkü faaliyet yürütülen alan fay hattı üzerinde. Altın madeni işletmesi kapatılmalı.”
Bilim çevreleri, STK’lar buradaki riskleri defalarca dile getirdi. Ve önceki gün bu faciayla karşılaştık. Son da olmayacak. Dolayısıyla riskler göz önüne serilmiş olmasına rağmen orada hunharca maden faaliyeti yürütülmesi kaza değil, organize bir ekokırım suçu.
-Anagold Madencilik Şirketi açıklamasında özetle “Konunun atık depolama havuzuyla ilgisi yok. Karasu (Fırat) Nehri’ne siyanür akışı söz konusu değil. Kayma nedeniyle kirlilik yaşanmadı. Tedbirler hızlı şekilde alındı. Altı noktadan alınan yüzey suyu numuneleri normal değerde” dedi. Daha sonra bakanlıktan da benzer bir açıklama geldi. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Verilen bu bilgilerin doğru olması mümkün değil. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın bir cümlesi dikkat çekici. Bakanlık diyor ki “Akan malzemenin Fırat Nehri’ne bulaşmaması için Sabırlı Deresi’nin Fırat’a bağlandığı kapaklar kapatıldı.” Bu ne demek şimdi? Demek ki Sabırlı Deresi’nde bir sorun var. Peki o kapaklar kirliliğin bulaşmaması için yeterli mi? Bilmiyoruz… Ayrıca akan malzemedeki zehirli maddelerin yer altına sızmayacağından nasıl emin olabiliriz? Yer altına sızıntı olursa kuyular, dereler, toprak risk altına girer.
Diyelim ki her şey dört dörtlük. Yer altına sızıntı olmadı. Yine de risk var. Çünkü atık gölünde siyanür buharlaşıyor. Üstelik gölde biriken suyun taşmaması ve daha hızlı buharlaşması için evaporatör (buharlaştırma makinesi) kullandılar. Daha fazla üretim yapmak için zehirli maddeler bu makinelerle havaya salındı. Bütün canlılar için tehdit bu. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Atık barajının bulunduğu yer Çöpler Köyü ve Fırat Nehri’nin hemen altında… Maden fay hattının üstünde…
-“Bölgede kirlilik yaşanmadı” şeklindeki açıklamaların gerçeği yansıtmadığını söylediniz. Peki maden sahasındaki üretim faaliyetleri, STK’lar ve bilim insanlarının bağımsız denetimine neden açık değil? Örneğin siz Çevre Mühendisleri Odası olarak orada inceleme yapma girişiminde bulundunuz mu?
-Söylediğiniz şey bu sistem içinde mümkün değil. Siyasi irade bu tür denetimlerin üstündeki kamu gücünü kaldırdı. Denetleme için “çevre görevlisi” diye bir yapı oluşturdu. Sorun şu ki denetimi yapanlar, yaptıkları işin parasını ilgili firmadan alıyor. Yani denetimin başında devlet değil, yine sermaye oturuyor. Hal böyleyken ilk aldıkları tedbir bölgeyi abluka altına almak, giriş-çıkışı yasaklamak oldu. Şimdi burada denetimin sağlıklı olduğuna nasıl inanacağız?
-Bölgede mevcut riskler neler şu anda?
-Ekosistem; sülfürik asit, siyanür gibi kimyasallara maruz kalıyor. Yani yer altı suları, kuyular, barajlar, toprak, bitkiler, insanlar ve diğer canlılar bu kirleticilerin tehdidi altında. Kayan alandaki ve atık su havuzundaki siyanür, ağır metaller başımıza çorap örecek mi? Evet, ne yazık ki örecek.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz ise “Başta Fırat Nehri olmak üzere bölgedeki yüzeyel su kaynakları risk altında olabilir. Ölçümlere devam edilmeli” diyor.

Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz
-İliç’teki toprak yığınının kayması ne tür sorunlar yaratabilir?
-Öncelikle kayan yığının içeriği konusunda resmi açıklama görmedim. Bu tür madenlerde altının topraktan ayrıştırılması için toprak siyanürlü suyla yıkanır. Hatta işlem sırasında küçük ölçekli madenlerde cıva da kullanır. Altın ayrıştırıldıktan sonra kullanılan su özel atık havuzlarında, toprak da atık alanlarında depolanır. Bu nedenle kayan toprağın içeriği çok önemli. Söylendiği gibi siyanür ya da diğer ağır metalleri içeriyorsa çok ciddi çevre sağlığı ve ekolojik etkileri olacaktır. Elbette ki doğrudan ve dolaylı insan sağlığı etkileri de söz konusu. Şu ana kadar gelen bilgilere ve bölgeyi bilen uzmanların aktarımlarına göre kayan toprak yığını madenden çıkan toprakların depolandığı bir yer gibi görünüyor.
-Olayın ardından bölgede garip bir koku olduğundan da bahsedildi. Siyanür, kokusu olan bir kimyasal mı?
-Siyanürün iki formu yaygın. Bir, hidrojen siyanür (gaz formunda çıkar). İki, sodyum ve potasyumla bileşik halde bulunan siyanür (katı formdadır).
Özellikle hidrojen siyanür toprakta ve suda hızla buharlaşır, acıbadem kokusuna benzeyen bir koku bırakır. Nemli ortamlarda katı formdaki siyanürde de aynı biçimde koku oluşabilir. Hatta sağlık personeli için kaynaklar şöyle der: “Yoğun olarak siyanürden etkilenmiş birinin nefesinde de acıbadem kokusunu alabilirsiniz.”
-Siyanüre maruz kalmanın ne tür sonuçları olabilir?
-Eğer yüksek dozda ve ani bir şekilde siyanüre maruz kalırsanız komaya, ölüme kadar giden tablolarla karşılaşabilirsiniz. Hatta bu etkisi nedeniyle kasıtlı zehirleme vakalarında sık kullanılır.
Siyanür bazı gıdaların yapısında da bulunur. Ama gıdalarla çok düşük doz alındığı için büyük tehlike oluşturmaz.
Madenlerin atık havuzlarından sızıntılar ya da madenlerin atıklarının bir şekilde geniş alanları etkilemesi biraz daha yüksek dozlarda siyanürün toprağa ve suya karışmasına sebep olabilir.
-Resmi verilere göre yaklaşık 10 milyon metreküp toprak, saniyede 10 metre hızla 800 metrelik bir alana yayıldı. Diyelim ki bu toprak yığını siyanür içeriyor. Siyanürlü içeriğin toprağa yayılmasının ne tür riskleri olabilir?
-Eğer İliç’teki toprak yığını gerçekten siyanürlüyse hidrojen siyanür havaya karışabilir. Hidrojen siyanürün de yarılanma ömrü çok uzundur. Bilimsel kaynaklar “Havaya yayılan hidrojen siyanür, yarı miktarına bir ila beş yıl arasında düşebilir” diyor.
Oradaki meteorolojik şartlar da önemli. Mesela bölgedeki rüzgârlı hava, kirliliği dağıtır. Bir yandan bu iyi bir şey. En azından kirlilik lokal olarak yoğunlaşmaz. Öte yandan bu sefer kirliliğin farklı bölgelere de taşınma riski söz konusu olur.
Toprağın yüzeyindeki siyanürün bir kısmı buharlaşır, yani gaz formunda havaya salınır. Bir kısmını da topraktaki mikroorganizmalar farklı bileşiklere çevirir. Bu da iyi bir şey. Ama siyanür düzeyi yüksekse bu sefer mikroorganizmalar yetersiz kalır ve siyanür yeraltı sularına karışabilir.
Dünya Sağlık Örgütü içme suyu rehberleri, madenler gibi endüstriyel kaynaklı faaliyetlerde yüzeyel sularda (nehir, baraj, göl gibi sular) siyanürün yüksek miktarlara ulaşabileceğini ifade ediyor. Dolayısıyla kayan yığında gerçekten siyanür problemi varsa en başta Fırat Nehri olmak üzere bölgedeki yüzeyel su kaynakları risk altında olabilir.
Yapılan açıklamalarda ölçüm yapıldığı ve soruna rastlanmadığı söyleniyor. Ama ölçümlere dikkatle devam edilmeli. Ölçümlerin nereden ve nasıl yapıldığı önemli. Hızla akut dönemde bir risk değerlendirmesi yapmak lazım.
Sağlık boyutuna gelince… Siyanürün yüksek dozunun ölüme yol açtığını söylemiştik. Düşük dozda maruz kaldığınızda solunum güçlüğü, göğüs ağrısı olabilir. Ayrıca tiroid bezinin iyot alıp hormon üretmesini engeller. Bu da çeşitli tiroid hastalıklarına yol açabilir. O nedenle bu tip maden kazalarının yaşandığı bölgelerde orta ve uzun dönemde özellikle tiroid hastalıkları açısından dikkatli olmak ve izlemde bulunmak gerekir.
-Maden atıkları siyanür dışında ağır metal de içeriyor değil mi?
-Kesinlikle… Bu meseleyi akut dönemde siyanür üzerinden tartışıyoruz ama sadece buna odaklanmamamız lazım. Orada cıva, bakır, kurşun, çinko, nikel, kadmiyum, arsenik gibi ağır metallerin ve sülfürik asit gibi kimyasalların çevreye yayılmış olabileceğini unutmamalıyız. Bu ağır metallerin sularda, toprakta bulunmasının hem çevreye hem de insan sağlığına son derece olumsuz etkileri var. Siyanür kanserojen değil ama bu ağır metallerin bazıları kanserojen etki gösterebiliyor. Örneğin altın madenciliğinden kaynaklanan ve çevreye yayılabilen ağır metallerden biri olan arsenik mesane, deri, böbrek ve akciğer kanserine sebep olabiliyor.
Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Yürütme Kurulu Üyesi, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Kocabaş ise şunları söylüyor:

Prof. Dr. Ali Kocabaş
“İliç’te kayan toprak, altın çıkarıldıktan sonra geride kalan atık aslında. İçinde sülfürik asit, siyanür başta olmak üzere pek çok kimyasal ve ağır metal barındırıyor. Halihazırda çok geniş bir alana yayılmış durumda ve bu nedenle toprağı, suyu ve havayı tehdit ediyor.
Siyanürle altın madenciliğinin insan solunum sistemiyle ilgili yarattığı en büyük sorun şu: İki-üç apartman büyüklüğünde dev makinelerle (evaporatör) atık gölündeki su buharlaştırılıyor. Gerek sıcak havayla gerekse bu makinelerle gerçekleşen buharlaşma siyanürün, sülfürik asidin ve diğer ağır metallerin havaya salınmasına neden oluyor. Bu maddeler solunum yoluyla vücuda alındığında önce kana karışıyor, ardından başta tiroid olmak üzere pek çok organda hasara neden oluyor.
Bunlara ek olarak bir de tesisin fay hattı üzerinde bulunması ve Fırat Nehri’ne sadece 350 metre uzaklıkta olması sorunu var. Nasıl böyle bir yerde bu kadar kirletici ve tehlikeli bir işletmeye izin verildi? Bunlara nasıl göz yumuldu? Anlamak mümkün değil. Madendeki kirleticilerin Fırat Nehri’ne geçmesi halinde Basra Körfezi’ne kadar bütün coğrafyanın etkilenmesi söz konusu.
Sırf ulusal ve uluslararası şirketler para kazansın diye Türkiye’nin doğasının harap edilmesi kabul edilebilecek ve affedilebilecek bir şey değil. Bu bölgedeki topraklar ve sular kullanılamaz hale gelecek. Bu da bölgedeki tarımın ve yaşamın yok edilmesi demek. Kimden yanayız? Halktan mı, yoksa halkın acı çekmesi pahasına şirketlerden mi?
2015 yılından itibaren bütün gelişmiş Batı ülkeleri bu tip kirletici endüstrileri az gelişmiş ülkelere kaydırdı. Böylece hem daha ucuz emek kaynağına ulaştılar hem de kirleticilerden kurtuldular. Batı’nın geçmişteki sömürgeci ve kolonyalist politikalarının günümüzdeki versiyonunu yaşıyoruz şu anda. İliç’teki madencilik faaliyetinden Türkiye’ye kalan para sadece yüzde 1,5. İnsanların yaşamına kastedilmesine, doğanın katledilmesine değer mi bu? Yoksul Anadolu insanları iş bulma umuduyla sesini çıkaramıyor. Bu koşullarda siyanürle altın madenciliğini teşvik eden iktidar, gerçekleri görmezden gelip çevre etki değerlendirmelerini onaylayan bazı akademikler vicdanlarda ve hukuk karşısında mahkûm olacaktır.”